Kriptoperasyon!

“Geldik bir fırtına, gidiyoruz bir fırtına…”

Mehmet Ali Erdoğan

Sonu belli olan hikayelerimizde “motivasyonlu kahraman” rolünü bırakıp, kitabın dışına çıkma vakti gelmedi mi? Bedenlerimiz, ruhlarımız, fikirlerimiz nev-i şahsımıza münhasır iken, daha önce sizin hayat pencerenizden dünyaya bakma tecrübesini edinmemiş insanların size gösterdiği hedefler, istikbaliniz için ne kadar doğru? Kim karar veriyor doğru hedefin o hedef olduğuna? İnsanlar, devletler, ideolojiler, sistemler? Hangisi? Pozitif açıdan süreci mercek altına almak gerekirse; pandemi sürecinin kendinimizi, ailemizi, çevremizi, ülkemizi tanımak ve bulunduğumuz noktayı saptamak gibi nice meziyetlere muktedir olduğunu hep birlikte tecrübe ettik. Konumuz tecrübelerin kayda değerliği ile ilgili değil, fakat sorunumuz nihai hedeflerimizin dayatılmasında.

Günümüzde ruhumuz ile asimetrik bir savaş halinde olduğumuz gizlenemeyecek bir gerçek. Yaşanan siyasi krizler, ekonomik buhranlar, pandemi süreci fiyaskoları ve bunların etkidiği ilk varlıklar olan Bizler, Sizler, Onlar…

Bu sorunların belli bir tarihte karşımıza çıkacağını öngören kehanetler var mıydı? Bu apansız sorunlarla nasıl mücadele edileceğini gösteren nadide bir film; reyting rekorları kıran ama konusu kadın cinayeti, töre, mafya, hovardalık olan, sözüm ona zerre-i miskal kadar hayat dağarcığımıza bir perspektif kazandırmayacak yapımlardan sıyrılarak gişelerde birinci sıraya oturdu da biz mi izlemedik? Şu an yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız İsfahan Kütüphanesi’nde yanan kitapların birinde yazıyordu da biz mi okumadık? Hayatın olağan akışı, karşımıza çıkan hadiseler bir kitaba göre basmakalıp ilerlemiyorken niçin bizim kitabî metinler gibi basmakalıp hedeflerimiz var? Doğru ya! Bu bile eğitimle alakalı. Aslında sadece belli başlı hususlarda eğitim sistemine suç atanlar çok iyimser. Zira insanoğlunun yaşam macerasındaki tüm fiiliyatlarını eğitimle ilişkilendirmek üzere hem ruhsatımız hem de tecrübemiz var. Bir insanın iyi derecede İngilizce konuşamaması ya da mezun olduktan hemen sonra iş bulamaması mıdır sadece eğitim sisteminin sorunu? Özgün hedeflerimizin olmayışı, iyiliğin hedeflenen bir değer olmaktan çıkıp araçsallaştırılması bir eksik değil midir mesela?

Ne yazık ki beslenme saatinde annesinin evde özenle hazırlamış olduğu salçalı ekmeği teneffüs vakti sıra arkadaşıyla paylaşan çocuklarımızı, kapitalist felsefe ile eğitime tabi tutarak birer jokey haline getirdik. Kimileri devlet gibi soyut bir kavram olan eğitim sistemine çamur atarak kendisini aklıyor, kimisi de asıl suçluları bulmaya ömrünü adıyor. Test çözebilme kabiliyetinin gerçek hayatta bir karşılığı olmadığını geç de olsa idrak edebilmiş özünde insan görünüşte ise jokey olan bu çocuklar, artık geleneksel hedef dayatmalarına sırt çevirmiş durumda.

Yaz kızım;

-Mehmet, matematikten çok iyi anlar; Anadolu lisesi okuyacak. Ali, fende çok zayıf; meslek lisesi okuyacak. Hatta geçelim bu basit lise öngörülerini. Selime zaten okulun en iyisi; Hacettepe’de Odyoloji okuyacak.

Demem o ki, ne Mehmet’in kendisini bir halt zannederek gidebildiği bir Anadolu lisesi, ne de Ali’nin altın bilezik olarak gördüğü bir meslek lisesi var şimdi? He, evet! Bedenleri yerinde, ama ruhları değil. Hastaneye giderken aşırı insan kalabalığından imtina edeceği, her muayenesinde Covid-19 şüphesi sezeceği, çektiği ızdırapların payesi olarak aylık 6.000 Liranın reva görüleceği bir keşmekeşliğe layık gördünüz subay olmak isteyen Selime’yi. Hani çok biliyordunuz ya hedef dayatan bayan/bay bilmişler!

70’lerin, 80’lerin, 90’ların tecrübesini omuzlarında asilce taşıyan anne ve babamızın yaşantısına, birikimine, mücadelesine saygı duysaydık, yine elde eder miydik acaba Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta 21 bin liralık KYK borcunu ödemeye çalışan gençliği? Kendisini tanrı addeden, Demir Kubbesi kapitalizm olan sistemler, önce insanlarda isteme arzusuzunu had safhaya getirdi, ardından takribi 70 yıl misafir olacağımız dünyada çılgınca hedefler dayattı. Er meydanından kaçmak yok! Zehirli bir sarmaşık gibi etrafımızı saran bu hedefler, kimi zaman annebabamızın, kimi zaman rehberlik öğretmenimizin, kimi zaman da inanç simsarlarının eliyle bizlere dayatıldı. Hedeflerimizi asıl bağlamından kopararak bize bizi unutturdular. Öz olmayı unutturdular. Sonra “biz” olmaya çalışan “Ben”lere akıbeti dünden belli olan kaotik çözümlerle envaiçeşit vaadde bulundular. Sonuç? Babasının 20 yaşında kurmuş olduğu düzenli hayata gıpta ile bakan, o hayatı son çare olarak kripto para ile inşa etmeye çalışan bir gençlik! Kadere bak, kimleeer kimlerle?

Her zaman dediğim gibi gençlerimizden ziyade, insanlarımızın yegâne hedefi “iyi bir insan olmak” olmalı. Daha sonra iyi bir mühendis, iyi bir doktor, iyi bir marangoz. Ancak imamenin başı hep aynı: – “İyi bir insan olmak”

Şimdi ise geldiğimiz nokta girift bir bilmece. Dayatılan hedeflerin peşinde şuursuzca koşacak mıyız, yoksa akvaryumlarımızdan çıkıp gerçek hayatın fedakâr kahramanları mı olacağız? Sözüm ona, pespaye bir operasyonun parçası mı olacağız, yoksa onurlu bir şekilde bugünün gençleri olarak, dünün ahmaklarından hesap mı soracağız? Kripto gençliğin karanlık emellere aydınlık bir armağanı var:

KRİPTOPERASYON