Düzce Depreminin 21. yılında İzmir Depreminin gösterdikleri

Aradan geçen 21 yılın sonunda yine canlarımız o bina enkazlarının altında kaldı. Yine aynı yıkılma nedenleriyle canlarımızı kaybettik. Oysa geçen 21 yılda neler yapılmazdı ki!

İMO olarak depremi özellikle 17 Ağustos, 12 Kasım gibi acı günlerimizde hatırlattık. Bir daha benzer yıkımlar yaşanmasın diye acilen yapılması gerekenleri anlatmaya çalıştık.

Peki, yapılması gerekenler nelerdi;

  • Deprem ve fay hatlarını konuşmak yerine binaları nasıl dönüştürebileceğimiz konuşulmalıydı.
  • Yapı envanterleri çıkarılmalıydı, yerel ve merkezi yönetimler bu konuda ortak bir yöntem bulmalıydı.
  • 12 Kasımdan sonra yönetmeliklerimizde köklü değişiklikler yapıldı, ancak mevcut yapılarımızla ilgili de çalışmalar yapılmalıydı. Proje ve uygulama kontrolleri kamu denetiminde olmalıydı. Meslek Odalarının denetim yetkisi alınmamalıydı. İnşaat kalitesi serbest piyasa koşullarına terk edilmemeliydi. Yapılan envanter çalışmaları kısıtlı bir bölgede kalmamalı tüm İzmire yaygınlaştırılmalıydı.
  • Gerek Radius Projesi (1997-1999), gerekse 2009 yılında yapılan İzmir Afet Riskini Azaltma Sempozyumu ve daha sonra Balçova ve Seferihisar envanter çalışmalarının sonuçları yeterince değerlendirilmeliydi.
  • Gelen yönetimlerin önceliği deniz kenarlarındaki sosyal alanları yenilemek değil, mevcut yapıların durumunu tespit etmek olmalıydı.
  • Toplanma alanları ve barınma alanlarının ihtiyaç halinde kullanılabilmesi için düzenleme çalışmaları yapılmalıydı.
  • İşin koordinatörlüğünde olan AFAD asli işi olan Afet riskini azaltma çalışmalarında daha etkili olmalı, siyaset üstü bir platform oluşturarak kurumlar arasındaki bilgi alışverişini sağlamalı ve Meslek kuruluşlarını sürece dâhil etmeliydi.
  • TAMP İzmir kâğıt üzerinde bir plan olarak kalmamalı, yapılan tatbikatların sonuçları halkla paylaşılmalıydı.
  • Halkı afetler konusunda bilinçlendirme çalışmaları daha fazla yapılmalıydı.
  • Toplum Afet Gönüllüleri oluşturularak her mahallenin gönüllü kurtarma ekibi oluşturulmalıydı.
  • Belediyeler kendi bünyelerinde bir afet acil durum planı oluşturmalıydı.
  • Yerel ve merkezi yönetimler afet ve acil durum yönetim planlarını ayrı ayrı oluşturup ortaklaştırmalı, insan hayatı siyasete karıştırılmamalıydı.
  • Belediyelerde kurulan Afet İşleri Müdürlükleri süreçte aktif rol alabilmeliydi.

Vatandaşın binasının yapı güvenliği sorununun, yerel yönetimin mi yoksa merkezi yönetimin mi sorumluluğunda olduğu hala belli değildir. Afetler ile mücadelede yara sarmadan ibaret politikaları kağıt üzerinde bırakmış görünüyoruz. Ancak uygulamada gördük ki hala yara sarmaya devam eder durumdayız.

Depremde kaybettiğimiz tüm canlarımızı saygıyla anıyor, yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.

TMMOB
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
12 Kasım 2020